Prenses Ulena ve Minicik Kocaman Tavşan
Minicik Dediği Tavşan · 1/3

Prenses Ulena, oyun odasındaki tahta atını pencerenin yanına koymuş. Atın kısa siyah yelesine parmağıyla dokunmuş. Oyuncağının yolu masanın çevresinden geçiyormuş. Yapraklı saksı da yolun ormanıymış. Bugün dev arkadaşı Tavren gelecekmiş. Ulena onunla bu yolu dolaşmak istiyormuş. Sonra bahçe kapısına kulak vermiş. Dışarıdan yumuşak bir tuk sesi gelmiş. Ulena kapıyı açınca önce iki büyük kahverengi bot görmüş. Sonra başını kaldırmış. Tavren, çiçekleri ezmemek için yolun ortasında duruyormuş. Elinde mint yeşili, yumuşak bir şey taşıyormuş. İki uzun kulak avucundan aşağı sarkmış. “Sana minicik tavşanımı getirdim,” demiş dev. Ulena gözlerini açmış. Tavşanın kumaş başı neredeyse kendi başı kadarmış. Krem rengi yüzünde küçük pembe bir burun varmış. “Senin minicik tavşanın benim başım kadar!” demiş. Tavren avucuna bakıp gülmüş. Bu gerçek bir tavşan değilmiş. Tavren’in eline geçirdiği yumuşak bir kuklaymış. Şimdilik avucunda gevşekçe yatıyormuş. Ulena onunla oynamayı hemen istemiş. “Hadi içeri gel,” demiş. Sonra kapıya, ardından arkadaşının geniş omuzlarına bakmış. Tavren olduğu yerde durmuş.
“Senin minicik tavşanın benim başım kadar!”
Dev, kapıya sıkışmaya çalışmamış. Ulena da onu çekiştirmemiş. Küçük sandalye içeride, büyük misafir dışarıda kalmış. Tavren dizlerini büküp arkadaşına yaklaşmış. “Ben burada bekleyebilirim,” demiş. Ulena ise yalnızca onun beklediği bir oyun istemiyormuş. İkisi de oynamalıymış. Bahçeye doğru bir adım atmış. Odanın geniş penceresi hemen yanlarındaymış. Alt kenarı Ulena’nın göğsünden aşağıdaymış. İçeride bıraktığı tahta at, camın arkasından görünüyormuş. Ulena kuklaya, sonra pencerenin geniş çerçevesine bakmış. Aklında yeni bir oyun yeri belirmiş.