Minik Robot Nomi ve Emanet Eldiven
Bankta Bekleyen Kırmızı · 1/3

Bir varmış, bir yokmuş. Bulutkent’te Nomi adında küçük bir robot yaşarmış. Evlerin çatıları mantar gibi yuvarlak, tramvayların camları deniz gibi maviymiş. Nomi o sabah kütüphaneye gidiyormuş. Yağmur yeni dinmiş. Sokaktaki taşlar yumuşak bir ışıkla parlıyormuş. Tramvay durağının cam çatısı altında kısa bir bank varmış. Bankın kuru ucunda kırmızı bir eldiven duruyormuş. Nomi önce onu küçük bir çiçek sanmış. Yaklaşınca beyaz bileğini ve üstündeki yıldızı görmüş. Bu, tek bir örgü eldivenmiş. Nomi etrafına bakmış. Bankta kimse oturmuyormuş. Biraz önce tramvay ayrılmış. Eldivenin yanında başka bir eşya yokmuş. Nomi kendi yuvarlak elini kaldırmış. Kırmızı rengi çok beğenmiş. Bir an onu evindeki küçük rafın üstünde hayal etmiş. Sonra durmuş. “Ama bu benim değil,” demiş. Eldiveni bırakan biri onu arıyor olabilirmiş. Nomi bunu düşününce kırmızı şey artık yalnızca güzel bir renk gibi görünmemiş. Sanki bir eli bekleyen küçük, yumuşak bir cepmiş. Eşi de bir yerde olmalıymış.
Bir eşyayı buldum diye benim olmaz. Nerede bulduğumu hatırlayıp yardım isteyebilirim.
Kütüphane tam durağın karşısındaymış. Nomi oradaki görevli Beki’yi tanıyormuş. Beki kitapları bulmasına yardım eder, bazen birlikte resimlere bakarlarmış. Nomi ona haber vermeye karar vermiş. Eldivenin nerede durduğunu unutmamak için bankın kuru ucuna yeniden bakmış. “Cam çatının altı, bankın sağ ucu,” diye kendi kendine söylemiş. Sonra eldiveni yavaşça almış. Temiz ve kuruymuş. Onu yere sürüklememiş, cebine sıkıştırmamış. İki yuvarlak eliyle taşımış. Küçük yıldız, kırmızı örgünün üstünde açıkça görünüyormuş. Durak ve kütüphane aynı yaya meydanındaymış. Nomi geniş taş geçitte yürüyüp kütüphanenin yuvarlak kapısına ulaşmış. İçeriden kitap ve tahta kokusu geliyormuş. Beki masanın arkasından ona gülümsemiş. Nomi ellerini hafifçe kaldırmış. “Bugün sana bir şey anlatacağım,” demiş.