İven ve Gıdıklanan Köprü
Yoldan Gelen Kıkırtı · 1/3

Bir varmış, bir yokmuş. Konuşan köprüleri olan küçük bir masal ülkesi varmış. İven ile arkadaşı Maren bu ülkede yaşarmış. Bir sabah Kelebek Çayırı’na gitmek istemişler. Orada çiçekler dizlerine kadar uzanırmış. Kelebeklerse bazen bir çiçeği bırakıp bir şapkanın üstüne konarmış. İven’in şapkası yokmuş. “Belki saçımı çiçek sanırlar,” demiş. Maren onun bakır rengi saçlarına bakmış. “O zaman kıpırdamadan durursun,” demiş. Kendisi bunu söylerken hemen burnunu kaşımış. İven gülmüş. Daha çayıra varmadan küçük bir oyunları olmuş. Elma ağaçlarının arasındaki geniş yolda yürümüşler. Yol, alçacık bir tahta köprüye geliyormuş. Altında su yokmuş. Yalnızca çimenlerle dolu sığ bir çukur varmış. Köprünün yuvarlak başında küçük bir yüz görünüyormuş. İven köprüye selam vermek için durmuş. “Günaydın!” diye seslenmiş. Köprü, “Güna… hihihi!” demiş. Tahta burnu kıpırdamış. Korkulukları hafifçe titremiş. Maren ayağını köprüye uzatacakken geri çekmiş. İkisi de geniş toprak yolda kalmış. Köprü kıkırdayıp duruyormuş. Söylemek istediği sözü bir türlü bitiremiyormuş.
“Biz daha şaka yapmadık,” demiş Maren. “Köprü bizim şakamıza gülmüyor olabilir.”
İven, Maren’e bakmış. “Acaba saçım mı komik?” diye sormuş. Maren başını iki yana sallamış. “Biz daha şaka yapmadık,” demiş. “Köprü bizim şakamıza gülmüyor olabilir.” İven saçını düzeltmeyi bırakmış. Yeniden köprünün yüzüne bakmış. “Geçebilir miyiz?” diye sormuş Maren. “Birazdan,” demiş köprü. “Önce şu… hihihi!” Bu kez gözlerini sımsıkı kapamış. İven ile Maren susup beklemiş. Köprünün gülüşü yine gelmiş. Demek ki sessiz durmaları da kıkırtıyı durdurmuyormuş. İven bunun nedenini merak etmiş. Burnun üstünde küçücük mor bir çizgi görünüyormuş. Rüzgâr esince çizginin bir ucu oynamış. Köprünün gözleri de aynı anda kısılmış. İven başını biraz yana eğmiş. “Maren, burnunun üstüne bak,” demiş. Arkadaşı dikkatle yaklaşmış. İkisi hâlâ sağlam yolun üzerinde duruyormuş.